ALEVİLİK BİLGİ FORMU-ALEVİ-VEYSEL
ALLAH-MUHAMMED -YA ALİ.

Vahdetin sırrına ereyim dersen
Vucudun şehrine gireyim dersen
Tüm alemi aynı göreyim dersen
Önce Kendi ÖZÜNÜ bilmen gerek

Küntü kenzin sırrına ermek için
Tüm alemi kendinde görmek için
Hakk sende olduğun bilmek için
Önce Kendi ÖZÜNÜ bilmen gerek

Enel Hakk sırrına erişmek için
Tüm varlığı bir gözle görmek için
Vahdeti vücuda ulaşmak için
Önce kendi ÖZÜNÜ bilmen gerek

Hakkı Baba Hakk'ı bileyim dersen
Hakk'a Hakk-el yakin olayım dersen
Sen kendi kendini bileyim dersen

..ÖNCE KENDİ ÖZÜNÜ BİLMEN GEREK..

..Dönen dönsün yolundan ,Ben dönmezem yolumdan..
Giriş yap

Şifremi unuttum

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Melamiyye
Salı Ağus. 22, 2017 5:57 pm tarafından alevi-veysel

» Hasan Sabah ve Haşhaşiler tarikatı
Perş. Ara. 22, 2016 3:47 pm tarafından Admin

» OSMANLI DEVLETİNDE BEKTAŞİ TARİKATININ KAPATILMASI VE SONRASI GELİŞMELER
Perş. Ara. 22, 2016 3:43 pm tarafından Admin

» BİZİM SAYFAMIZ
Çarş. Haz. 15, 2016 8:05 pm tarafından Admin

» Zara AKDEDE (Cimilti) Köyü
Salı Mayıs 17, 2016 3:39 pm tarafından Admin

» alevilik bilgi forumu avatarlar
Salı Mayıs 03, 2016 1:18 pm tarafından Admin

» Karışık Gifler-Hareketli Gifler
Ptsi Mayıs 02, 2016 4:46 pm tarafından Admin

» TÜRKİYE GÜNDEMİ RESİM VE SÖZLERLE.
Cuma Nis. 29, 2016 10:48 am tarafından Admin

» ŞERİ-SÜNNİLİKTE KADIN
Ptsi Nis. 25, 2016 2:57 pm tarafından Admin

Aralık 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
    123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Takvim Takvim

Galeri


Ortaklar
bedava forum

RSS akısı


Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 


Sosyal yer imi

Sosyal yer imi digg  Sosyal yer imi delicious  Sosyal yer imi reddit  Sosyal yer imi stumbleupon  Sosyal yer imi slashdot  Sosyal yer imi yahoo  Sosyal yer imi google  Sosyal yer imi blogmarks  Sosyal yer imi live      

Sosyal bookmarking sitesinde ALEVİLİK BİLGİ FORMU-ALEVİ-VEYSEL adresi saklayın ve paylaşın

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

[ Bütün listeye bak ]


Sitede bugüne kadar en çok 216 kişi Cuma Ağus. 11, 2017 12:46 am tarihinde online oldu.
Istatistikler
Toplam 13 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: ZiLaN

Kullanıcılarımız toplam 5026 mesaj attılar bunda 676 konu

Tarih Nedir ? Prof Dr. Şahin Uçar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

mesaj Tarih Nedir ? Prof Dr. Şahin Uçar

Mesaj tarafından Admin Bir Paz Şub. 09, 2014 7:38 pm

Tarih Nedir?

Bu kadar ilim ve sanat bahsi yeter/ Kapat artık bu kurumuş yaprakları/ Gel beri, beraber öyle bir kalp getir / Ki gören ve anlayan bir kalp olsun.

Şimdi Değilse Ne Zaman?

Bismillah diyerek başlıyorum ve Allah izin verirse, insanlığın yeryüzü macerası hakkındaki düşüncelerimi açıklamaya çalışacağım. Bugüne kadar, asıl ihtisas saham olan İslam Tarihi hakkında sadece iki kitab yazmış; daha çok ’tarih felsefesi’ ile ilgilenmiş; tarihi hadiselerin zâhirinde bir ma’nâ yahut bâtınında bir ’mazmun’(gizli veya sembolik bir ma’na) bulmaya çalışmıştım. ’Tarihin felsefesi’... insanlığın yeryüzü macerasını yorumlamak... hatta, tarihe ’tabiat tarihi’ni de ilave edersek, geçmiş zamanda kalan bütün varlık kategorilerini yeniden tasavvur ve tefsir etmek... peki ama, bu mümkün mü? Ne var ki, bütün insanlık tarihi boyunca insan aklı, böylesine uçsuz bucaksız bir denizi keşfetmek ve yorumlamak gayretini göstermiş ve hatta bu yoruma güvenerek dünyayı değiştirmeye, kendi tasavvuruna göre bir kültür şeklinde, yeniden biçimlendirmeye kalkışmıştır. Zaten, insanın tabiatteki diğer canlılardan farkı da bu değil mi? Belki de ’tarih’in manasını anlamak mümkün değil ve zaten ’tarih’ derken, "Gemiler geçmeyen gaib bir ummanda" ebediyyen kaybolan bir mekan ve zamandan bahs ediyoruz...



Yunus Emre, "dört kitabın ma’nisi bellidir bir elifte" diyordu; dört Mukaddes Kitapta yer alan bir ma’nayı kastediyordu. Mukaddes Kitaplar çok tefsir edildi; insanoğlu cesurdur, bugüne kadar Tanrı Kelamı hakkında sayısız tefsir/yorum yazıldı. Lakin, Allahın Kelamı yalnızca Mukaddes Kitaplardan ibaret değil; okumamızı emrettiği iki kitabı daha var: İnsan Kalbi ve Kâinât. Halbuki, böyle bir Tarih Felsefesi tasavvuru tarih içinde yer alan diğer iki kitabın da, insanın ve kainatın dahi, okunması ma’nasına gelecektir. Demek oluyor ki, ayrıca bu üç kitabın da üç ayrı tefsiri var ki, Yunus gibi söylersek, "üç kitabın ma’nası bellidir bir elifte" diyebiliriz. Mukaddes Kitapları anlamak, Kâinât Kitâbını anlamak (bir ma’nâda ilim) ve İnsanı anlamak (yani tarih felsefesi). Şimdiye kadar, Hakkın ve Hakikatin sonsuz genişlikteki bu üç kitabından, nasibim ölçüsünde karşıma çıkan, bazı sayfaları açmaya ve okumaya çalıştım; Lakin, elime kalem alıp tuttuğum notlarda -Tarih felsefesi hakkındaki yazı ve kitaplarımda- fikirlerimi ancak dağınık bir biçimde ifade edebilmiştim; bunları derli toplu bir kitap biçiminde, düzenli bir plan çerçevesinde yazamamıştım: Zira, geçen zaman içinde, sistemli bir tarih felsefesi inşa etmek için kullanılacak yapı taşları mahiyetindeki bir takım felsefi fikirlerin olgunlaşması gerekiyordu. Demek oluyor ki, yıllardır bu mevzuda düşünüp yazdığım bundan önceki bütün yazılar, yalnızca zaruri hazırlık çalışmalarından ibaret idi.



Zerdüşt, Zend-Avesta kitabında "-Tarlanı sür!" diyor; biz de uzun zamandan beri tarlamızı sürdük, ektik ve mahsul zamanını bekledik. Toprağa gömülen tohum sonunda çürüyüp, öldü ve işte tekrar dirildi; toprak üstünde boy attı ve hamdolsun ki nihayet hasat zamanı geldi. Şimdi, bu uzun bekleyiş devrinde biçimlenen tarih anlayışımı, yeniden gözden geçirerek alem-i irfana takdim etmem gerekiyor. Eğer, sağlığım, zamanım, imkanım ve ilhamım elverirse, "Tevfik-i Rahmani" bana yar olursa, bugüne gelinceye kadar ki bütün mesaimin semeresini, kendi "tarih felsefem"i, hasılı gönül iklimine gelen ilhamın mahsulünü alem-i irfana arzetmeye çalışacağım. Zira, Hacı Bektaş-ı Veli’nin dediği gibi; "Gönül her ne ki fetvâ verirse, dil onu söyler..."



İncil’de Hz. İsa’nın bir ’temsil’i (parable) nakledilir: "Bir zamanlar adamın biri tarlasına tohum ekermiş. Ancak, yola düşen bazı tohumları kuşlar yermiş. Kayalık yerlere düşen tohumlar büyürmüş, ama güneş onları kavururmuş; kökleri derine gitmeyen bu filizler de çabucak kururmuş. Şu da var ki, bazı tohumlar da verimli toprağa düşmüş ve bire altmış, bire yüz misli mahsul vermiş..." Hz. İsa bu temsil ile, kendi sözlerini ’toprağa atılan tohum’a benzetiyor ve diyor ki: "-O halde, kulağın varsa dinle!" Böylece, yeni bir tarih felsefesi ortaya koymak düşüncesi ile sözlerime başlarken, aklıma bir İncil ayeti daha geldi: "Şimdi değilse ne zaman?"



Ortaçağda yaşayan tarihçi bir keşiş, tarihi değiştirmiş: Aziz Bede (Bede the Venerable), büyük bir Kilise Tarihi (Historia Ecclesiastica) yazmıştı ve bütün tarihe bir ma’na bahşedeceği düşüncesi ile, 725 yılında yazdığı, Zaman Tesbiti Üzerine (De Temporum Ratione) isimli eserinde, ’Tarihi/Takvimi Hz İsa’nın mevlid yılına göre hesaplama’ usulünü başlatmıştı. Müslümanların tarihi hicretle başlatması gibi. O zamandan beri, "Allah’ın Kelimesi"nin dünyaya teşrif ettiği yıl olması itibarı ile, Hz. İsa’nın doğum yılını birinci yıl sayarak başlatılan ’miladi takvim’e göre, 2000 yılına, yeni bir ’millenium’a girmiş bulunuyoruz. Bu mücerret rakam bir yana, gerçekten de hızlı bir geçiş çağında, insanlığın umumi hayatında büyük değişmelere sebep olacağı açıkça hissedilen, fakat neticeleri pek kestirilemeyen mühim tarihi gelişmeler içinde yaşıyoruz.

_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                   
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

mesaj Geri: Tarih Nedir ? Prof Dr. Şahin Uçar

Mesaj tarafından Admin Bir Paz Şub. 09, 2014 7:39 pm

Bu sarsıntılı değişme devri ve geçiş devresinde ’in transitu’, bu buhranlarla dolu "bunalımlı çağ"da, insanlığın bugüne kadar ortaya koyduğu bütün fikir ve idealler, bugünkü dünyaya geçmiş zamanlardan miras kalan bütün ideolojiler eskimiş görünüyor; insanlık yeni idealler arıyor: Denebilir ki, yeni bir tarih felsefesine muhtacız. Zira, Yirminci Yüzyılda veya eski devirlerde yaşayan tarih filozoflarının ortaya koyduğu fikirler, eski dünya görüşleri, eskimiştir: Bugünkü beşeriyetin yeni bir vizyona ihtiyacı var. Halbuki, "bir yerde vizyon yoksa halk mahvolmaya mahkumdur." Böyle bir zamanda, mevcut dünya görüşleri ile bir türlü tatmin olamayan ve bu ihtiyacı görüp hisseden bir tarihçi olarak, şimdiye kadar bölük pörçük ifadeler içinde şekillendirmeye çalıştığım kendi tarih felsefemi artık anlaşılabilir bir biçimde ortaya koyma lüzumunu vicdani bir vecibe olarak görmeye başladım. Geçen geçti; dünyaya yeni gözlerle bakmak ve yeni sözler söylemek lazım. Eskiler, bir Bektaşi nefesinde, "biz bu kainatın ibtidasıyız" demişler. Halbuki, biz bugün Kainat kitabının sadece giriş kısmını okuyabiliyoruz; yalnızca en yakın çevremizi tanıyoruz. İnsan kalbinin haritası ise sonsuz... Bunu bilmeme rağmen, yine de, İncil’deki âyeti hatırlıyor ve tekrar soruyorum: "şimdi değilse ne zaman? Ben değilsem, kim?"



Şu halde, biz şimdi "her dem yeniden doğarız" diyoruz; çünkü her dem yenilenen ve değişen bir dünyada yaşıyoruz. ’Şu sönen, gölgelenen dünyada’, eski deyişle ’kurûn’ ül-ûla’da (yani ilk çağlarda) ’Yunan-ı Kadim’de yaşamış olan Heraklit, her an ve her şeyin değiştiğine inanıyordu ve "güneş her gün yeniden doğar" diyordu. Hemingway de bir kitabına böyle isim koymuştur ya: "Güneş De Doğar!" Ve ben şimdi diyorum ki, "bugün de yeni bir gündür"; o halde, bu dünyanın yeni bir "tarih felsefesi"ne ihtiyacı var. Lakin, şu maruf ’tarih’ ve ’felsefe’ kelimeleri bile, zihnimizde fazla basitleştirilmiş tasavvurlar uyandırıyor. Bize bu kavramların ne olduğu sorulmadığı müddetçe, bunları anladığımızı sanıyoruz. Fakat, "-târih nedir?" yahut "-felsefe nedir?" diye sorulduğu zaman, ve bu kelimeler üzerinde biraz düşününce; bunların ma’nalarını sandığımız kadar iyi bilmediğimizi fark ediyoruz. Aslında, bu kelimeler hiç te bizim sandığımız kadar basit değil. Çağdaş şairlerden Karl Shapiro dermiş ki: "İnsan bir kelimeye parmak basabilir; ama ondaki esrarı tamamen çözemez." Söz gelişi, ’geçmiş zaman’ ma’nasına gelen şu basit ’tarih’ kelimesinin ma’nasındaki ihataya bakın: tarih kavramı içinde /geçmiş zamanda kalan/ bütün bir kainat gizli değil mi? Nitekim, tarihin ne olduğunu tarif etmeye kalkışınca bunun pek kolay olmadığını görüyoruz. Şu halde, önce "-Târih Nedir?" diye sormak ve tarih kavramı üzerinde anlaştıktan sonra;"-Târihin felsefesi nasıl yapılır, yahut târih felsefesi Nedir?" sualine tatminkar bir cevap bulmak zorundayız.



Acaba Tarihin Ne Olduğunu Gerçekten Biliyor Muyuz?

_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                   
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

mesaj Geri: Tarih Nedir ? Prof Dr. Şahin Uçar

Mesaj tarafından Admin Bir Paz Şub. 09, 2014 7:40 pm

>>>>
"- Tarih nedir?" El-cevap: "-Bilmiyoruz..."

Tarih deyince ne anlıyoruz, tarih neye dairdir, nelerden bahseder ve ’tarih disiplininin sınırları’ nelerdir? Tarih dediğimiz zaman herkes anladığı halde, yıllarca tarih profesörlüğü yapmış bir insanın bu sualler karşısında "-henüz bilmiyoruz..." cevabını vermesi elbette biraz şaşırtıcıdır ve açıklama gerektirir. Will Durant, The Lessons of History kitabının girişinde, "Her şeyden önce, geçmişin ne olduğunu, gerçekte geçmişte neler olduğunu, hakikaten biliyor muyuz?" diyordu. Ben daha ileri giderek, "acaba gerçekte ’tarih’in kelime anlamını olsun biliyor muyuz?" diye soracağım. İsterseniz önce sözlük anlamına göre, "Tarih" kelimesinin kullanılış biçimlerine bir bakalım:

1. Bir vukuat anlatımı; bir hikaye.

2. a. Vukuatın tarih sırasına göre (kronolojik) bir kaydı, bir halkın veya müessesenin hayatı veya gelişme tarihi gibi (çoğu zaman hadiselere dair bir açıklama veya yorum da ihtiva edecek biçimde).

b. Tabii hadiselere dair bir mevzuun formel bir biçimde anlatımı: Mesela, Yanardağların tarihi; jeolojik tabakalar tarihi vs. şeklinde tabiat tarihi.

c. Bir hastalığın tıbbi arka planının/geçmişinin kaydı: hastalığın tarihi.

3. Geçmişteki hadiseleri kayıt ve tahlil eden bilgi

4. a.Tarihin inceleme mevzuu olan hadiseler.

b. Geçmiş devirlere mensup bir şey

c. enteresan bir geçmiş ; "Tarihi Beyoğlu" gibi.

5.Tarihi hadiselere dayanan bir drama: Shakespeare’in Julius Caesar’ı,Tolstoy ’un Harp ve Sulh’u gibi.



Sözlüklerdeki tarifler basit kelimeler için elbette biraz işe yarar; ama, Varlığın Ma’na ve Mazmunu isimli kitabımda Semantikçi Hayakawa’nın ’kavram tarifleri’ hakkında yazdıklarını nakletmiştim ki bu noktada o tenkidi tekrar etmek istiyorum:



" ’Haydi terimlerimizi tarif edelim, ta ki, hepimiz ne hakkında konuştuğumuzu bilelim!’ şeklindeki formül, akademik çevrelerde çok yaygın olmakla beraber gerçekçi değildir (ve sonuç olarak bir batıl itikattır). Mesela, bir golf oyuncusunun golf terimlerini tarif edememesi onları anlayamadığı ve kullanamadığı anlamına gelmez. Tersine, bir insanın çok sayıdaki terimi tarif edebilmesi de, müşahhas, pratik durumlarda bu kelimenin hangi nesne veya ’operasyon’lara tekabül ettiğini bilebileceğini garanti etmez. insanlar sanıyorlar ki bir kelimeyi tarif etmekle, bir çeşit anlayış teessüs etmiştir: şu gerçeği görmüyorlar ki, tarif edilmek istenen kelimeye nispetle onu tarif eden kelimeler çoğunlukla çok daha ciddi şaşkınlıklar ve belirsizlikler gizleyebilir içlerinde. Bunu fark edip, bir de bu tariflerin, "tariflerinin tariflerini" tarif etmeye ilanihaye uğraşırsak, kendimizi bir fasit daire içinde bulabiliriz. Çünkü tarifler, popüler görüşlerin aksine, bize nesneler hakkında hiçbir şey anlatmazlar. Onlar sadece halkın linguistik alışkanlıklarını tarif ederler. Yani, onlar bize halkın hangi şartlar altında hangi çeşitten gürültüler çıkardıklarını anlatırlar."



Ve unutmamak gerekir ki, tarih kelimesi küçümseyici ma’nada dahi kullanılabilir. "Bunlar tarih oldu! geçmişe mazi derler!" gibi. Bir çok insana göre, tarihin nihai mahsulü ekseriya efsaneden ibaretdir (usture). Kuran’daki bir ifadeye göre, o zaman ki müşrikler Kuran-ı Kerimde anlatılan tarihi kıssalar için, hem de Arapça’ya Yunanca’dan geçme "usture" kelimesinin çoğul şeklini kullanarak; "in hâzâ illâ esâtîr ’el-evvelîn": ﻦﻴﻟﻭﻻﺍ ﺮﻴﻃﺎﺳﺍ ﻻﺍ ﺍﺫﻫ ﻥﺍ: "Bu ancak esâtîr ’el-evvelîn! " yani, bunlar yalnızca evvelkilerin ustûreleri, masalları, eskilerin mitolojik efsâneleri diyorlardı. Söz gelişi, İngiliz Tarihçi Thomas Carlyle: "Tarih damıtılmış dedikodudur!" der. Voltaire’e bakılırsa, "Fabl dediğimiz, hikaye imiş gibi anlatılan gerçektir, Tarih ise gerçekmiş gibi anlatılan bir (Fabl) hikayedir." Napolyon’a göre ise; "Tarih hakkında mutabık olduğumuz bir ’fabl’dan, bir efsaneden, başka nedir ki?" Tarihçi Will Durant ise Napolyon’dan bile daha şüpheci, tarih dediğimiz ’fabl’ hakkında bir mutabakata varılabileceğini dahi kabul etmiyor: "Her şeyden önce, geçmişin ne olduğunu, gerçekte geçmişte neler olduğunu, hakikaten biliyor muyuz- yoksa tarih, ’hakkında bir mutabakata varmak pek de mümkün olmayan bir ’fabl’dan mı ibaret?" diyor.



Şimdi, ’tarih’ lafzının ma’nasına biraz daha yakın plandan bakarak, kelimeyi daha iyi anlamaya çalışalım. Bizim dilimizdeki Tarih kelimesi İbranice "verrehe" kökünden; batı dillerindeki İstoria/history ve benzerleri ise, Yunanca "istorein"=araştırmak kökünden geliyor. Bu "istoria" kelimesi Yunanca’dan Arapça’ya "usture" (efsane) şeklinde geçmiş ve şaşılacak şeydir ki, ayetde görüldüğü gibi, "usture" kelimesi bu menfi ma’na ile Kuran-ı Kerim’e bile girmiştir. Demek oluyor ki, Ralph Waldo Emerson, "Lisan tarihin arşividir" derken haklıymış. "-Şu halde, bu kelime kökünden hareket edecek olursak, ’Tarîh’in kelime ma’nası nedir? Tarîh bir ’usture’ midir?" Hem çok basit, hem çok zor bir sual: ’Tarîh’ kelimesi, "verrehe", yani kameri görmek kökünden (tefil babında tevrîh/tarîh, müverrih=tarihçi) geldiğine göre, Tarih kelimesinin ma’nâsı da hâdiselerin kamerî takvîm ile (İbraniler ay takvimi kullandığı için) "tarihlendirilmesi", bir takvime göre kaydının tutulması oluyor: tam tamına, "takvîm-i vekayi"... vukuatın kronolojik kaydı.

..>>>>

_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                   
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

mesaj Geri: Tarih Nedir ? Prof Dr. Şahin Uçar

Mesaj tarafından Admin Bir Paz Şub. 09, 2014 7:41 pm

..>>>>
Basit gibi görünüyor; amma bu kelime ma’nası bile, bazı filozofların tarihi küçümsemesine sebep olan, bir takım felsefi müşkülat çıkarır: Bunu anlatabilmek için, "Tarih Felsefesi Açısından İslam’da Mülk ve Hilafet" kitabımdaki bazı sözleri tekrar etmek istiyorum:



"Tarih geçmiş devirlerde vaki olan bir takım hadiselerin hikaye edilmesinden ibarettir. Aslında tarih kelimesi, hem batı dillerinde hem de bizim dilimizde, ’hadiseleri bir kronolojiye göre tasnif etmek’ ma’nasına gelir: Yunanca’da istoria kelimesi, ’ferdi vakalar hakkındaki bilgiler’ demektir ve Batı dillerindeki tarih (historia, istory vb.) kelimesi de bundan türemiştir (A. J. Toynbee istoria kelimesinin İon lehçesindeki asıl anlamının "gerçekleri araştırma, inceleme" olduğunu vurgular). Arapça tarih kelimesi de, İbranice "verrehe" (ay görmek) kökündendir ve hadiseleri (Sami kavimlerdeki) ay takvimini kullanarak bir takvime bağlamak, yani, ’ferdi vakaların tarihlendirme esasına dayanan kronolojik bir tasnifi’ anlamına gelir. Eski Yunan’dan beri, tarih kelimesinin bu ’ferdi, eşsiz ve benzersiz (unique) vakaların hikayesi’ anlamı yüzünden, bir "İstoria/Theoria" (tarih ve teori) zıddiyeti vardır; tarihi vakalardan hareketle genelleme yapmak mümkün olmadığı için tarih anlaşılamaz kanaati vardır."



Buna göre, tarih ’sadece belli bir mekanda ve zamanda cereyan eden hadiselerin kaydedilmesinden ibaret’ ise; denebilir ki, o zaman tarihin hiçbir ma’nası olamaz. Zira bu takdirde, sözü edilen vukuat belli bir zamana mahsus hususi hadiselerden ibaret olacaktır: "özel hal" diyelim isterseniz... Fakat, özel hal, adı üzerinde ’özel hal’dir; belli bir zamana mahsus bir sürü ’özel hal’den hareketle bir genelleme yapılamaz. Halbuki, genelleme yapmadan düşünce üretilemez. Bu açıktır. Düşünce genelleme demektir, genellemesiz teori olmaz. Bir zamanlar, Hegel de buna benzer bir söz söylemiş: "Bir fikir daima bir genellemedir, ve genelleme düşüncenin mülküdür, Genellemek düşünmek demektir!"



Tarihi hadiselere dair genelleme yapılamaz ise; bu, tarihten hareketle düşünce üretilemez, tarihin teorisi yapılamaz, ma’nasına gelecektir. Vaktiyle bu sebeple, yani tarihin teorisi olamaz, "theoria ve istoria (tarih) birbirine zıttır" diye düşündüğü için; Aristo, "Şiir bile tarihten daha değerlidir, çünkü daha umumidir" demiş. Tarihteki filozofların çoğu, tarihi hadiselerin genellemeye uygun olmadığını ve tarihin teori inşasına müsait olmadığını düşündükleri için, tarihten hiç hoşlanmazlar. Tarih kelimesinin bu ma’nasına bakılacak olursa tarihe dair bilgiden bir şey çıkmaz Teorisi yapılamaz ise, tarihten istifade etmek de mümkün olmaz; çünkü, teorisiz pratik işe yaramaz.



Aslında, İstoria kelimesinin hem tabiat hadiseleri, hem tarihi hadiseler anlamına gelmesi ve Eski Yunan zihniyetine göre bahsettiği mevzuların yapısı genellemeye müsait olmadığı için teorisinin yapılamaması sebebiyle yapılan tartışmalar, Batılı Tarih Literatürüne çok tesir etmiştir. İstoria kelimesinin anlamı çerçevesinde bir çok felsefi yorumlar yapılmıştır; ancak, bu tartışmalara girmenin yeri burası değil, bunlardan ancak "tarih felsefesi" bahislerine girdiğimiz zaman bahsedebiliriz. Esasen bizden önce Doğan Özlem, Tarih Felsefesi kitabında, bu ’Tarih ve Teori zıddiyeti’ meselesi hakkında, istoria kelimesinin farklı anlamlarından doğan problemler sebebiyle bütün bir tarih boyunca Batılı tarihçi ve filozofların yaptığı tartışmaların güzel bir dökümantasyonunu yapmış bulunuyor: Zaten bu eserde, pek çok batılı mütefekkirin düşüncelerini nakl edilmiş ve tarih felsefesi mevzuu adeta istoria kelimesine yüklenen anlamlar çerçevesinde incelenmiştir. Burada kasdedilen yalnızca tarih içinde meydana gelen bir anlam farklılaşması da değil. Tarih kelimesi, mensub olduğu kültürün tarihiyle beraber, lisan felsefesi tahlilleri de gerektiren kelimelerdendir. Şimdilik, şu kadarını söylemekle iktifa edeceğim: yeryüzünde sadece insanların değil kelimelerin de bir macerası vardır.

"Kelime" nin bir ma’nası varsa, bir "tarihî macerası" da var.



Her şeye rağmen, "-Tarih nedir?" sualine, geniş anlamda, "-Tarih, geçmişte olup biten bütün hadiselerin yekunudur; veya daha realist bir ifade ile, tarih ’bilinen geçmiş’in tamamıdır" şeklinde bir cevap verilebilir. Demek ki, geçmiş zamanda cereyan eden bütün hadiseleri bilmek mümkün olmadığı için "Tarih bilinen geçmişin tarihidir" demek zorunda kalıyoruz. Ne var ki, bilinen geçmişten tarihçilerin anladığı şey, ’bilinen geçmiş içinde yer alan hadiselerin de tamamı değil; ’yazının keşfinden bu yana yazılarak kaydedilmiş olduğu kadarı ile bilinen geçmiş’tir, Tabiat Tarihi (astronomi, jeoloji), antropoloji, arkeoloji gibi, yazının keşfinden önceki devirlere dair bilinen geçmiş, çağımıza gelinceye kadar tarihçileri pek ilgilendirmezdi. Hatta, klasik tarihçilik anlayışında, tarih demek, yazının keşfinden sonraki bilinen geçmiş içinde cereyan eden bütün hadiseler bile değil, yalnızca bunlar arasından seçilmiş ve tarihçiler açısından kayda değer bulunan, ’bir tarihi ehemmiyeti varsayılan’ hadiseler" demektir.

"-Şu halde, bilinen geçmişteki hangi hadiseler tarihin mevzuudur?" Bir bakıma, "ananevi olarak tarihçiler tarafından dikkate değer bulunarak anlatılan, tarihi bir ehemmiyete sahip olduğu varsayılan, mevzular tarihtir" denebilir. Bu ise tarihi, "vesikalara kaydedilmiş hadiseler ve tarihçiler tarafından anlatılan kadarı ile bilinen geçmiş" şeklinde sınırlamak demektir. Halbuki Tarih, kelime anlamından çıkan tarife göre, bütün geçmiş zamanın (yani tarihi belgelerde hakkında bilgi bulunsun veya bulunmasın, geçmiş zamanlarda vaki olmuş olan bütün hadiselerin) tarihi olmak zorundadır. Ne var ki, eski zamanlarda kalmış bir tarih anlayışına göre, "Tarihin kayda değer mevzuları, neredeyse sırf siyasi tarihten ibarettir". Eski tarihçilik geleneğinin çizdiği bu tarih çerçevesi, bugünün tarihçilerine kabul edilemez görünmektedir. Demek ki, "tarihin mevzuu ve sınırları" üzerinde düşündükçe bir takım problemlerle karşılaşıyoruz. Bir Bizans Mistiğinin dediği gibi: "Mademki realiteyi değiştiremiyoruz; o halde biz de, onu gören gözleri değiştirelim" ve belki bize, tarihin ne olduğu hakkında biraz daha anlaşılır bir fikir verir ümidiyle, biraz da tarih yazma pratiğinin mahiyetine bakarak tarihi anlamaya çalışalım.
..>>>>

_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                   
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz