ALEVİLİK BİLGİ FORMU-ALEVİ-VEYSEL
ALLAH-MUHAMMED -YA ALİ.

Vahdetin sırrına ereyim dersen
Vucudun şehrine gireyim dersen
Tüm alemi aynı göreyim dersen
Önce Kendi ÖZÜNÜ bilmen gerek

Küntü kenzin sırrına ermek için
Tüm alemi kendinde görmek için
Hakk sende olduğun bilmek için
Önce Kendi ÖZÜNÜ bilmen gerek

Enel Hakk sırrına erişmek için
Tüm varlığı bir gözle görmek için
Vahdeti vücuda ulaşmak için
Önce kendi ÖZÜNÜ bilmen gerek

Hakkı Baba Hakk'ı bileyim dersen
Hakk'a Hakk-el yakin olayım dersen
Sen kendi kendini bileyim dersen

..ÖNCE KENDİ ÖZÜNÜ BİLMEN GEREK..

..Dönen dönsün yolundan ,Ben dönmezem yolumdan..
Giriş yap

Şifremi unuttum

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Melamiyye
Salı Ağus. 22, 2017 5:57 pm tarafından alevi-veysel

» Hasan Sabah ve Haşhaşiler tarikatı
Perş. Ara. 22, 2016 3:47 pm tarafından Admin

» OSMANLI DEVLETİNDE BEKTAŞİ TARİKATININ KAPATILMASI VE SONRASI GELİŞMELER
Perş. Ara. 22, 2016 3:43 pm tarafından Admin

» BİZİM SAYFAMIZ
Çarş. Haz. 15, 2016 8:05 pm tarafından Admin

» Zara AKDEDE (Cimilti) Köyü
Salı Mayıs 17, 2016 3:39 pm tarafından Admin

» alevilik bilgi forumu avatarlar
Salı Mayıs 03, 2016 1:18 pm tarafından Admin

» Karışık Gifler-Hareketli Gifler
Ptsi Mayıs 02, 2016 4:46 pm tarafından Admin

» TÜRKİYE GÜNDEMİ RESİM VE SÖZLERLE.
Cuma Nis. 29, 2016 10:48 am tarafından Admin

» ŞERİ-SÜNNİLİKTE KADIN
Ptsi Nis. 25, 2016 2:57 pm tarafından Admin

Nisan 2018
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
      1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30      

Takvim Takvim

Galeri


Ortaklar
bedava forum

RSS akısı


Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 


Sosyal yer imi

Sosyal yer imi digg  Sosyal yer imi delicious  Sosyal yer imi reddit  Sosyal yer imi stumbleupon  Sosyal yer imi slashdot  Sosyal yer imi yahoo  Sosyal yer imi google  Sosyal yer imi blogmarks  Sosyal yer imi live      

Sosyal bookmarking sitesinde ALEVİLİK BİLGİ FORMU-ALEVİ-VEYSEL adresi saklayın ve paylaşın

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

[ Bütün listeye bak ]


Sitede bugüne kadar en çok 216 kişi Cuma Ağus. 11, 2017 12:46 am tarihinde online oldu.
Istatistikler
Toplam 13 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: ZiLaN

Kullanıcılarımız toplam 5026 mesaj attılar bunda 676 konu

Serik Tahtacıları

Aşağa gitmek

mesaj Serik Tahtacıları

Mesaj tarafından Admin Bir Çarş. Mayıs 21, 2014 12:39 pm

Ali AKSÜT

Hicri 224 yılında Taberistan’da Mazyar valilik etmektedir. Türkler ve Oğuzlar ekseriyetle Curcan bölgesinde yerleşik durumdadır. Aklar diye adlandırılan (Mübeyyiza) ile Kızıllar (Muhammere) akımları buralarda şekillenmiştir. Zeydan, Curcan ve Erdebil yöresinde bu inançlar, geniş halk yığınlarınca benimsenmiş, kökleşmiştir. Bu yöreden olan Şeyh Safi Erdebilli (Şeyh Safiyüddin Ebu İshak Erdebilli)’nin kurmuş olduğu bir Aleviliğe mensup olan Tahtacıların bir kesimi, Serik’te oturmaktadır.


Serik, Antalya’nın 40 km. doğusunda bir ilçe merkezi. 20 000'i aşkın nüfusunun tahminen 3000 kadarını Tahtacılar oluşturuyor.


Serik’e ilk gelen Molla Mehmet lakabı ile bilinen Mehmet Arı ve kardeşi Battal Arı’dır. Bunlar Gündoğmuş’ta kesim işi yaparlarken yedi aile 1943 yılında 2000 liraya Serik Kürüş Köyü'nden 370 dönüm toprak satın almışlar.


Molla Mehmet, Hacı Emirli Ocağı'ndan olduğu halde dedelik yapmamıştır. Molla Mehmet’in Serik’te toprak satın alıp yerleştiğini duyan, Aydınlılar diye anılan Kel Veliler, Ali Mollalar, Mercanlar dönem dönem Alanya çevresinden buraya yerleşmişler. Kırkbaşlar ise Manavgat Kepez Sofran Köyü'nden gelmişler.


Yine Alanya’dan 1948 yılında Şehepliler gelmişler. Şehepliler (Şah Ali Abbas’ın izleğinden giden İbrahim-i Sani’nin torunları) Aydın Reşadiye’de yaşamaktadır. Burada yaşayan dedelere Hacı Emirli denir. Niçin Hacı Emirli adını aldıklarını torunları bilmiyor. Yalnız Türkmen adı ile biliniyoruz diyorlar. Ocağın adı İbrahim Baba veya İbrahim-i Sani olması gerekirken Hacı Emirli adı nereden geliyor bilen yok. Serik’te en yaygın Tahtacı grubu Şehepliler..


Serik’te yaşayan 1950’lerden sonra gelen 5-10 evlik Üsküdarlı grubu var. "Anadolu’da Aleviler ve Tahtacılar" adlı eserde (1998: 155) Yusuf Ziya Yörükan; Üsküdarlılar için


“Sultan Mahmut zamanında Rumeli’de Tatar postalarını soydukları için Üsküdar yönüne sevk edilen aşirettir. Bu aşirete Adana taraflarında Cingözlü dedikleri gibi Rumeli’nde Sivri Külahlı denilmektedir. Bir kısmı Midilli adasına gitmiştir. Sonradan Midilli adasından mubadil olarak gelmiş ve Kokluca’da iskan edilmişlerdir”


diyor.


Serik’te yaşayan Üsküdarlılardan Bektaş Arslan,


"bize Üsküdarlı da Üstürgeli de derler. Serik’e Alanya’dan gelmişiz. Öncesini bilmem"


diyor. Bektaş Arslan;


"kitapta yazdığı gibi yine bir Tahtacı grubu olan Cingözlerle bir bağımız yok. Ortak yanımız, Alevilik.


+ Biz Üsküdarlılar 10 gün Muharrem Orucu tutarız.


– Cingözler 12 gün Muharrem Orucu tutarlar.


+ Üsküdarlılar, Kurban yemeğini öğlen yerler.


– Cingözler ise, güneş battıktan sonra yerler.


+ Üsküdarlılar, diğer Aydınlılar gibi semahı bir erkek bir kadın olmak üzere iki kişiyle dönerler.


– Cingözler dörtlü altılı da semah dönerler. Serik’te yaşayan Cingözlü yoktur"


diye ekliyor.


Bir de “Gardıçlı diye bir sülale adı duydum. Serik’te varmı?" soruma:


“Birkaç aile vardı. 1960’larda Antalya Koyunlar Köyü'ne gittiler. Manavgat Yedigar ve Yardibi Köyü'nde oturanlar Gardıçlıdır. Bunlar da Muharrem Orucunu 12 gün tutarlar"


diye cevap veriyor. İbrahim Biçer (62 yaşında, evli, 5 çocuklu, ilkokul mezunu, emekli) de:


"Serik’te yaşayan yaklaşık 40 hanelik bir grubun adı Kırbaşlar. Kırbaşlar Serik’e 1948’de gelmişler. Geldiklerinde sadece 4 hane imişler. Bunlar Ahmet, Hasan, Veysel kardeşler ile Çakır İsmail imiş. Manavgat Sağırın Kepez nüfusuna kayıtlı olan Kırbaşlar, daha önce Isparta Eğirdir Yakaköy’de nüfusa kayıtlı göçebelermiş. Aydınlı diye anılanlardan Üsküdarlılardanız"


diyor.


Serik’te "Akyokuş Mezarlığı Koruma ve Güzelleştirme Derneği" başkanlığını da yapan İbrahim Biçer, aynı zamanda;


"Kazayağı damgasını biz duymadık. Mezartaşlarımızda böyle bir işaret yok"


diyor.


Çevrede Türkmen diye bilinirlermiş.


Serik’te 20 yıldır cem yapılmıyor. Cemle birlikte içeri semahı da dönülmez olmuşlar. Musahiplik yok olmuş. Cemevleri de yok. Birileri önlerine düşmezse, yaptıracakları da yok. Düğünlerde, eğlencelerde Mengi Semahı dönülüyor. Halk ozanlığı geleneği hiç yok. Tahtacıların üçte biri hâlâ Makta “Ağaç kesimi”ne gidiyor. Serik’te türbe ve yatır yok. Kimliklerini vurgulayan dernekleri ise, hiç olmamış.


Düzenli olarak Hacı Bektaş Veli ve Abdal Musa etkinliklerine gidenler var.


Islahiye’den Kabaklar Köyü'nden yirmi yıl önce, Nuri Dede gelmiş; cem yaptırmış. Daha önce İzmir Bulgurca Köyü'nden Halil dede gelir cem yaptırırmış. Aşure ve kurban geleneğine düzenli uyuluyor. Yerleşik düzen üç eteği, karanfilli takıları vb. yutmuş.


"İlk yerleştiğimizde Serik’te dışlanırdık. Şimdi rahatız; ancak Alevi kuruluşları bizlerle bağ kursun, yayın organları bizlere ulaşmanın yöntemini geliştirsin. Bir TV kanalı şart. Bunu büyüklerimiz el birliği ile çözsün"


diyorlar. Günümüze göre eğitim almış dedeler, kendilerini toplayabilir, düşüncesindeler.


Bize yol gösteren Yaşar, Mehmet, İbrahim ve Sultan Koç, Selim Arı, İbrahim Biçer’in yola, yolun yolcularına selamı var. Unutsak ayıp olacak...


Diğer Kaynak Kişiler:


Senem Koç, 100 yaşında, evli 6 çocuklu, okur-yazar değil, ev kadını.


İbrahim Koç, 69 yaşında, evli, 5 çocuklu, okur-yazar değil, emekli.


Selim Arı, 63 yaşında, evli, 6 çocuklu, ilkokul mezunu, emekli.


Kaynak: Bu makale http://www.tahtacilar.com/ sitesinden alınmıştır

_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                   
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

mesaj Doğum Gelenekleri

Mesaj tarafından Admin Bir Çarş. Mayıs 21, 2014 12:43 pm

Ali AKSÜT

Gebelik:

Kadın, gebeliği ilk önce uygun bir dille duyurulur. Eşler birlikte kızın evine giderler. Anne adayı, mutlu haberi kendi annesine iletir. Anne de eşine söyler, tüm aile bu mutlu olayı kutlar. Bazı yörelerde horoz kurban edildiği bile olur. Mutluluk haberini duyan aile, kızları ve damatlarına hediyeler verir. Bebek için giysiler, yatak malzemesi gibi hazırlıklar yapılır. Eltiler, görümceler, oğlan ve kız annesi, gelinin arkadaşları, gebe kadının doğum hazırlıklarına yardımcı olurlar.

Gebe gelinin baş bağlaması:

Gebe kaldığını anlayan gelin, durumu kaynanasına bildirir. Durumu öğrenen kaynana, sevinçle bir kasaba gider ve 7 adet koyun kellesi alır. Bunları yıkar, temizler, bir kazanda kaynatır. Kelle yemeği olarak hazırlar. Yanına pilav, komposto, tatlı vb. de yapar. Mevsim meyvelerini de katarak sofraya getirir. Gelinin akranı, yeni evli gelinleri bu sofraya davet eder. Gelin ve arkadaşları yemeklerini yer, türküler söyler, oyunlar oynar.

Geline yakasız köyneğini, üç eteklerini, kısa enli cepkenini giydirirler. Giysileri giydirilirken selavat getirirler. Gelinin başı, renkli poşularla bağlanır; poşunun üzerine altından veya gümüşten takılar takılır. Bu poşular 7 renktir. Her rengin ucu birer metre kadar uzunlukta sırttan aşağı sarkıtılır. Ayrıca bir kırmızı poşu ile de gelinin ağzı örtülür.

Gelin, bu sırada konuşmaz. Eşi, kaynata ve kaynanası, yakınları, arkadaşları baş bağlanmasının arkasından hediyeler (anmalık) verirler. Konuşmasını isterler. Gebe kalan, başı bağlanan gelin, artık aile içinde statü kazanmıştır. Gelinin eteğine, çocuk şapkası ve başörtüsü koyarlar. Gelin, eteğiyle bunları 3 kez havalandırır. Etekteki şapkayı kapan konuk gelinlerden birinin oğlu olacağı, başörtüsünü kapanın ise, kızı olacağına inanılır. Bu atış üç kez tekrarlanır. Son atışta şapkayı ve başörtülerini kapan gelinler, bunlara sahip olur. Başı bağlanmış olan gelin artık konuşmaya başlar.

Gebelikle ilgili ve gebelik süresince uygulamalar:


Kadın, gebeliği süresince, al basmasın diye başına al örtü bağlar.
Gelinin ağırlığı düşmesin diye boynuna altın takılır.
Nazarı önlemek için ise, göz boncuğu ve maşallah gibi takılar takılır.
Kadın gebeliği sırasında al yanaklı, güzel yüzlü ise, oğlan doğuracak demektir.
Kadının karnı büyükçe ve yukarıda ise kız doğuracak şeklinde yorumlanır.
Aşeren kadın, çirkin bulduğu şeylere bakmaz, kelle yemez.
Gebe kadın için “kız kasıkta, oğlan karında durur” derler. Kız çocuğunun doğumu sırasında kasık, oğlan çocuğunun doğumunda annenin sırtı ağrır.

Aşerme sırasında kadına, özlemini duyduğu herşey yedirilir.

Aşeren kadına sakız çiğnetilmez, sevmediği yiyecekler yedirilmez.
Çirkin bulduğu korktuğu, çekindiği şeylere baktırılmaz.
Tilkiye bakarsa çocuğunun sinsi, tavşana bakarsa yarık dudaklı, mandaya bakarsa hantal olacağına inanılır.
Çirkin bulduğu kadına da erkeğe de bakmaz.
Gebe kadına çevresindekilerce sürekli iyimser ve neşeli olması öğütlenir.
Doğum:

Yaşamın başlangıcı olan doğum, her toplum gibi Tahtacılarda da çok çok önemsenir. Duygular yoğunlaşır. Çünkü, doğum olağanüstü bir olaydır. Soyun sürmesi demek olan doğumdan önce; doğum kolay olsun diye:

Çeşmenin musluğu açılır.
Oklavalar kırılır.
Her obanın doğuma yardımcı bir ebesi vardır o çağırılır. Komşu-akraba olan becerikli kadınlar da doğum için çağırılır. Çocuğun giysileri hazırlanır, bir kazan su kaynatılır. Bu su ile doğuma yardımcı tüm kadınlar, ellerini yıkarlar. Gebe kadını, sancısı gelsin diye iki kadın kollarından tutar yürütür. Sonra bir battaniye içine kadını yatırır sallarlar. Bundan amaç, çocuğun karında doğuma hazır duruma gelmesidir. Bu arada kadınlar, gebe kadının kasığını çekerler. Doğum zor oluyorsa, tavana bir ip bağlanır, kadın ipten tutunup güç alarak ıkınır, rahim avuç içi kadar açılırsa çocuk doğuma hazır demektir. Ebe, kasığa basar, yardımcı kadınlar sürekli gebe kadına moral vererek cesaretlendirir. Doğan erkek çocuk ise, sevinç daha fazla olur. Ailenin başka oğulları olsa bile bu sevinç değişmez. Doğumdan sonra çocuğun eşi düşer, düşmezse ebe elini yıkar, zeytinyağı ile yağlar, göbek bağından tutarak eşi çıkarır. Çıkarılan eş, evin uzağında ayak basmayacak bir yere gömülür.

Göbek kesme:


Ebe eliyle çocuğun göbeğiyle eşi arasında bir karışlık boşluk bırakır. Elini çıkıntılı göbeğin üzerine koyduktan sonra keser. Göbek bağı ikiye katlanır, çok sıkı olarak bağlanır. Sıkı bağlanmazsa, bebek ölür. Bir hafta içinde göbek bağı kuruyarak kendiliğinden düşer.

Çocuk kız ise, bir çeyiz sandığına veya dikiş makinesinin çekmecesinde göbek bağı saklanır. Doğan çocuk erkek ise, göbek bağı okulun bahçesine “okusun, adam olsun” dileğiyle gömülür. Kız için, ayağı evde olsun, evcil olsun dileğiyle göbek bağı mutlaka evin içinde saklanır.

Doğumdan sonra kadına soğuk su verilmez, üşütmesin diye kekik kaynatılır. Bir gün boyunca çocuğa ılık şekerli su verilir. Bu arada karın bölgesindeki kan aksın ve kadın göbekli olmasın diye, karnı bir çarşafla sıkılır ve bağlanır. Gebe kadın bu bağ ile birkaç gün kalır. Ağrı olursa arpa unu, soğan, kekik, un yoğrularak yakı edilir ve karına bağlanır.

İlk anne sütü, ayak deyip çiğnenmeyecek bir yere sağılır, çocuğa verilmez. İkinci süt, ilk birkaç damlasından sonra çocuğa içirtilir. İlk süt verilirken memede çatlama olmasın diye soğan kesilir, yara üzerine sürülür. Kadın yatağına çocuğuyla birlikte yatırılır, konu-komşu çorba ve pelte pişirerek kutlamaya gelirler. “Analı-babalı büyüsün”, “yaşı uzun olsun” genellikle ana dilekleridir.

Bebek görümü:

Soyu sürdürmenin belgesi olan bebek doğunca oba, köy büyük sevince boğulur. Hemen bir kişi baba adayına müjdeci gönderilir. Baba müjdeciyi ödüllendirir. Gücüne göre armağanlar verir.

Bebeğin yüzü sürekli sarı bir örtü ile “sarılık olmasın” diye örtülüdür.
Anne ise albasmasın diye al örtülür
Yastığın altında ise, bir bıçak ve ekmek bulunur.
Bu albasmaması için bir önlemdir. Baba, çocuğu görmeye geldiğinde elinde eşine görümlük adlı hediyeyi getirir. Çocuğa “maşallah” der öyle bakar, aile büyükleri ve yakınları anneye ve çocuğa görümlükle gelirler. 40’ı çıkmayan çocuk dışarı çıkarılmaz. Bazen zorda kalınırsa 20’sinde dışarı çıkarılır. Anne de zorunlu kalmazsa, dışarı çıkmaz, uzaklara gitmez, ağır iş yapmaz, yük kaldırmaz, ayrıca 40 günlük süre içerisinde eşiyle yatmaz. Evde anne yalnız bırakılmaz. Deneyimli bir kadın “görümce, kaynana, anne” gibi bulunur. Çocuğun beslenmesi, temizliği, sağlığı ve annenin sağlığıyla bunlar ilgilenir. Eğer anne bilmiyorsa, çocuğu deneyimli kadınlar beler. Kimi yerde çocuk beşiğe alınır. Beşiğe yatırılan çocuğa kundak yapılmaz, bez bağlanmaz. Beşiğin altında lazımlık bulunur. Buna Isparta ve Antalya yöresinde “sülbüş” denir.

Kadın çocuğu emzirirken, beşikte sarılı bebeğin üzerine eğilir öyle emzirir, çocuk kundaktaysa annenin kucağına verilir.

40’lı kadın cenazeye gitmez, gitmek zorunda kalırsa, cenaze suyunun üzerinden atlatılır, eli-yüzü cenaze suyuyla yıkatılır.
Başka bir kırklı kadınla karşılaşırsa, karşılıklı iğne değişirler.
40’ıncı günü bir tasın içine 40 adet küçük taş, 40 adet gül veya mevsim çiçeği atılır. Kimileri 40 taş yerine 40 metal para atarlar. Bu tastaki suyu süzerler, bunu 39’ar kez annenin ve çocuğun üzerine dökerler, 40’ıncı su kalan suyun tümüdür bu da dökülür, böylece kadın ve çocuk ayrı ayrı kırklanmış olur.
Çocuğa giysisi giydirilir.Kimi yerleşim birimlerinde anne çocukla birlikte kırklanır. Şimdilerde kent ve kasabalara yerleşen Tahtacılar, kırklı kadın ve çocuğu hamama götürüyorlar.

Nazarı değen kadın varsa, çocuk ona gösterilmez.
Kadın görürse, bir parça giysisinden bez kesilerek alınır.
Çocuğu olmayan kadına Antalya yöresinde “Kasnak” adı verilir. Sütü olmayan kadının yerine başka bir kadın çocuğa süt verir, buna süt annesi denir. Nazar değmesin diye nazar boncuğu, üzerlik, çöre otu, sarımsak kökü ile nazarlık yapılır, çocuğun kundağı veya yatağına asılır. Çocuk devamlı ağlarsa, kurşun dökülür. Önceki çocukları kız olanlar, oğlan olsun diye kızlarına Songül, Sonnur, Yeter, Döne, Döndü gibi adlar verilir. Yeniden kız doğarsa, Kısmet adı verilir. Çocuğu yaşamayanlar ise Dursun adını verirler.

Ad verme:

Anne-baba, çocuğuna adını kendileri koymaz, aile büyüklerine bırakırlar. Oğlan olursa şu kız olursa bu gibi değerlendirmeler yapılır. Genellikle eski ataların adları yaşatılır. Doğumun yedinci günü çocuk tuzlanır. Tuz yemeği adı altında köylüye bir yemek verilir. Bu yemeğe yalnız köyün kadınları çağrılır. Bir yandan çocuk tuzlanır, diğer yandan da tespit edilen ad çocuğa verilir.

Daha önceleri ölmüş ataların adları verilirken şimdi Özlem, Özgür, Sevgi, Barış, Umut, Türkü, Pınar, Irmak, Deniz gibi adlar konmaktadır. Eski ve geleneksel Ali, Fatma, Veli, Gülsüm, Emine, Zeynep, Hasan, Hüseyin gibi isimler daha az konmaktadır.

Köylerde aşerme, albasması, alkarası, kırklama, nazar değmesi, “gözdeğmesi”, 40 basması gibi olgular, azalarak da olsa yaşamaktadır. Eğitim oranı yükseldikçe, bu tür olgular yerini yitirmektedir. Günümüzde köy ebelerinin yerini, diplomalı ebeler almışsa da birçok köyde ve ağaç kesimi yapılan obalarda köy ebesinin doğurttuğu kadın sayısı hayli fazladır.

Kaynak: Bu makale http://www.tahtacilar.com/ sitesinden alınmıştır

_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                   
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

mesaj Gökbük Tahtacıları

Mesaj tarafından Admin Bir Çarş. Mayıs 21, 2014 12:45 pm

Ali AKSÜT


    16. yüzyıldan bu yana Toroslarda yaşayan Alevi Türkmenler, yerleşik hayata geçtikleri köylerde geleneği sürdürüyor.


Anadolu’nun her yöresi gibi Antalya da değişik kültürlerin inançların yan yana, iç içe yaşadığı bir kentimiz. Bu kentimizde yaşayanların bir kesimi Tahtacı adıyla anılıyor. Kentleşme ile birlikte birçok doğal güzelliğin yanında kültürler, inançlar da eski doğal yapılarını koruyamıyorlar. Biz araştırmacılara, bu doğal güzellikler yok olmadan, yarınlara bunları yazarak, görüntüleyerek belgeleyip sunmak düşüyor. Bu amaçla, çok kısa alıntılarla tarihçesini yazdığımız Tahtacılar'ın yaşadığı bir köye gittim. Çok kısıtlı olanaklarla gerçekleştirdiğimiz bu sununun eksiği noksanı da olacak elbet. Bir gün, ekipler halinde çok yönlü araştırmaların yapılması özlemim. Umarım o günler de gelir.


Antalya’nın Finike ilçesinden 20 km. kuzeyde bir Tahtacı köyü olan Gökbük, Abdal Musa türbesinin bulunduğu Tekke köyüne de aynı uzaklıkta. 1270 nüfuslu. Çevresi Sarıkaya, Sirken Dağı, Kozak, Gülmez ile Kırlangıç Kırı arasına sıkışmış. Gökbük’e girerken sedir, çam, meşe, ardıç, sandal ağaçlarıyla turuçgillerin sarmaş dolaş olduğunu görüyoruz. Yeşil, yeşile uyumlu, kirli kiremit rengiyle evlerin çatıları sanki doğanın doğal bir parçası. Başgöz’den doğan Akçay’ın iki yanında evler ve renkler sevdalılar gibi birbirine sokulmuş.


Bu Türkmen köyünde önce Veli Işık adlı bir dost karşılıyor bizi. Sonradan öğreniyoruzki, Dr. İsmail Kılıç bizim için bir ön hazırlık yaptırmış. Gökbük Muhtarı’nın eşi Yazgülü bacının da gayreti ile kocaman bir salonu dolduruyoruz. Yanımda Dinarlı Yörük Saffet Uysal, Çerkez kızı Ahu Eğriboz'la “Anadolu” adlı yumak oluyoruz.


Gökbüklüler kendilerini Oğuz Türklerinin Üçok kolundan ve 12 Türkmen oymağından Çaylaklardan sayıyorlar. Güneyden Toroslardan gelenleri Balabanlar diye adlandırıyorlar. Batıdan, Söke Aydın üzerinden gelenlere de Karalılar diyorlar.


Gökbük’e ilk Tahtacılar 1400-1500 yılları arası gelmiş, Kattaş denilen yere yerleşmişler. Daha önce burada yaşayan Rumların yanında çeşitli işler yapıp yaşamlarını sürdürmüşler. Yavuz Sultan Selim'in zulmü, yerlerinden yurtlarından bir kez daha oynatmış. Korkularından ormanın içlerine sığınmışlar. Gökbüklü olmuşlar. Dedeleri Narlıdere'den Yanyatır Ocağı'ndan gelirmiş. Beş yıl kadar öncesi ara verdikleri cem törenlerini yeniden başlatmışlar.


"İzmir Doğançay’dan Hasan Ulu dede gelip cemimizi yaptırıyor. Cem için, hiç bir eksiğimiz yok çok şükür”


diyorlar.


Duvarları Hz. Ali, Hacı Bektaş Veli, ****** resimleri ile süslü cemevleri yok; ama evlerde cem yapmaktan kurtulma çabaları var. Kendi girişimleri ile yaptıkları köy konağının bir bölümünü cemevi olarak kullanmayı düşünüyorlar. "Okulumuz araç-gereç yönünden yetersiz, kütüphanemiz yok" diyen köylülerin; okula bilgisayar, köyün girişine köprü, bir km.lik asfalt yol ise, devletten beklentileri.


Bir Tahtacı müzesi için 2850 m² yer ayırdıklarını, müzelik malzemelerini koruduklarını duyunca, duyduklarımı duyurma amacımdan dolayı mutlu oluyorum. Kaymakamlardan, Kültür Müdürü’nden ve tüm devlet kuruluşlarından haklı olarak yardım bekliyorlar. Derneklerin, vakıfların biraraya gelmesini istiyor Tahtacı gençler:


"Bir kültür inanç ağırlıklı televizyon, bir radyo, ucuz, eğitici bir günlük gazete çıkarsınlar, parti parti bölünmesinler istiyoruz. Dernekler, vakıflar birleşirlerse güvenimiz artar. Günahımız birleşmeyenlerin boynuna"


diyorlar.


Gökbük’te ozanlık geleneği bitmiş adeta. Bir semah bile çalan çıkmıyor. Banttan dinlemek beni de kendilerini de üzüyor.


Oysa üçeteklerini giymiş, köyün yaşlı genç tüm kadınları, kızları tülbentlerinin üzerine terlik takıyorlar. Alınlarındaki özgün takının adı çelgi. Çelginin altındaki renk renk desenlerle süslü yazma. Takıları gümüş ağırlıklı, genç kızlar gümüşlük adlı takıyı alınlarından, boy ve karanfil adlı bitkisel takıyı boyunlarından eksik etmiyorlar. Üstlerinde üçeteğin çeşitleri, adı da güzel; balkaymak. Balkaymağın içinde basmadan köynek. Üçeteğin altında ayakkabılarına kadar inen şalvar giyiyorlar. Doğanın, insana sevdalı felsefelerinin ve giysilerinin renkleri birbiriyle öyle barışık ki.


Yaşama sevdalı Tahtacıların mezarlığı da görmeye değer.


Bu yazı, yazarın Cem 31 (1999) 87: 18-21'de »Toroslarda Cem: Tahtacılar« adıyla yayınlanan makalesinin yeniden gözden geçirilmiş şeklidir.





Kaynak: Bu makale http://www.tahtacilar.com/ sitesinden alınmıştır

_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                   
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz