ALEVİLİK BİLGİ FORMU-ALEVİ-VEYSEL
ALLAH-MUHAMMED -YA ALİ.

Vahdetin sırrına ereyim dersen
Vucudun şehrine gireyim dersen
Tüm alemi aynı göreyim dersen
Önce Kendi ÖZÜNÜ bilmen gerek

Küntü kenzin sırrına ermek için
Tüm alemi kendinde görmek için
Hakk sende olduğun bilmek için
Önce Kendi ÖZÜNÜ bilmen gerek

Enel Hakk sırrına erişmek için
Tüm varlığı bir gözle görmek için
Vahdeti vücuda ulaşmak için
Önce kendi ÖZÜNÜ bilmen gerek

Hakkı Baba Hakk'ı bileyim dersen
Hakk'a Hakk-el yakin olayım dersen
Sen kendi kendini bileyim dersen

..ÖNCE KENDİ ÖZÜNÜ BİLMEN GEREK..

..Dönen dönsün yolundan ,Ben dönmezem yolumdan..
Giriş yap

Şifremi unuttum

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Melamiyye
Salı Ağus. 22, 2017 5:57 pm tarafından alevi-veysel

» Hasan Sabah ve Haşhaşiler tarikatı
Perş. Ara. 22, 2016 3:47 pm tarafından Admin

» OSMANLI DEVLETİNDE BEKTAŞİ TARİKATININ KAPATILMASI VE SONRASI GELİŞMELER
Perş. Ara. 22, 2016 3:43 pm tarafından Admin

» BİZİM SAYFAMIZ
Çarş. Haz. 15, 2016 8:05 pm tarafından Admin

» Zara AKDEDE (Cimilti) Köyü
Salı Mayıs 17, 2016 3:39 pm tarafından Admin

» alevilik bilgi forumu avatarlar
Salı Mayıs 03, 2016 1:18 pm tarafından Admin

» Karışık Gifler-Hareketli Gifler
Ptsi Mayıs 02, 2016 4:46 pm tarafından Admin

» TÜRKİYE GÜNDEMİ RESİM VE SÖZLERLE.
Cuma Nis. 29, 2016 10:48 am tarafından Admin

» ŞERİ-SÜNNİLİKTE KADIN
Ptsi Nis. 25, 2016 2:57 pm tarafından Admin

Eylül 2017
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
    123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930 

Takvim Takvim

Galeri


Ortaklar
bedava forum

RSS akısı


Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 


Sosyal yer imi

Sosyal yer imi Digg  Sosyal yer imi Delicious  Sosyal yer imi Reddit  Sosyal yer imi Stumbleupon  Sosyal yer imi Slashdot  Sosyal yer imi Yahoo  Sosyal yer imi Google  Sosyal yer imi Blinklist  Sosyal yer imi Blogmarks  Sosyal yer imi Technorati  

Sosyal bookmarking sitesinde ALEVİLİK BİLGİ FORMU-ALEVİ-VEYSEL adresi saklayın ve paylaşın

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

[ Bütün listeye bak ]


Sitede bugüne kadar en çok 216 kişi Cuma Ağus. 11, 2017 12:46 am tarihinde online oldu.
Istatistikler
Toplam 13 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: ZiLaN

Kullanıcılarımız toplam 5026 mesaj attılar bunda 676 konu

Kerbela faciası

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

semah Kerbela faciası

Mesaj tarafından Admin Bir Çarş. Mayıs 28, 2014 9:53 am

Kerbelâ faciası, yalnızca 10 Ekim 680 yılında Hz. İmam Hüseyin'le Yezid
arasında geçen bir olay olarak ele alınamaz. Kerbelâ olayına nasıl
gelindi, bu olayı meydana getiren etkenler nelerdi? 

Muharrem ayı gerek dinler tarihi gerek İslam tarihi gerekse insanlık tarihi açısından olağanüstü öneme sahip bir aydır.

Bu ayda pek çok tarihsel olay yaşanmıştır. Dinsel kaynaklarda belirtildiğine göre bu ayda yaşanan başlıca olaylar şunlardır

Adem Peygamber, 10 Muharrem günü eşi Havva ile buluşmuştur.

Nuh Peygamber, 10 Muharrem günü tufandan kurtulmuştur. Ayrıca o
gün gemide kalan erzakları bir araya getirerek aşure pişirmiştir. Aşr,
on demektir, aşur veya aşura, Muharrem'in onuncu günü pişirilen buğday
tatlısıdır.

İbrahim Peygamber, Nemrut'un attığı ateşten kurtulmuştur.

İshak veya İsmail Peygamber, kurban olmaktan kurtulmuştur.

Yakup Peygamber, oğlu Yusuf'a kavuşmuştur.
Eyüp Peygamber, ağır dertlerinden kurtulmuştur.
Yunus Peygamber, balığın karnından kurtulmuştur.
Musa Peygamber, Firavun'un gazabından kurtulmuştur. 
Kızıldeniz 10 Muharrem günü Musa'ya yol vermek için ikiye ayrılmıştır.
Hazreti Muhammed, Mekke'den Medine'ye bu ayda hicret etmiştir. 

Görüleceği üzere pek çok peygamber bu mübarek günde tehlikelerden
kurtulmuş, düşmanları da helak edilmiştir. Yalnız bir istisna yıl var
ki, işte o sene yüreklerin tâ iç kısmına kan damlamıştır. 10 Muharrem
680…

Cihâna doğan İslâm güneşinin üzerinden henüz üç çeyrek asır bile
geçmemişti. Son resul Hakka yürüyeli, sadece yarım asır olmuştu. O nur
deryasından feyz alan sahabelerin bir kısmı henüz hayattadır. Lâkin,
hilâfet merkezinin başında bir zalim bulunmaktadır. 
O zalimin adı Yezit Bin Muaviye'dir…

Yezit'in zulmünün kökü ta peygamberin vefatına ve hatta öncesine değin varmaktadır. Bu nedenle 
KerbelaFaciasının
anlaşılabilmesi için peygamber dönemine gitmek ve Mekke'de Arap toplumu
arasındaki akrabalık ilişkilerine değinmek gerekmektedir.
Kerbelâ faciası, yalnızca 10 Ekim 680 yılında Hz. İmam Hüseyin'le Yezid
arasında geçen bir olay olarak ele alınamaz. Kerbelâ olayına nasıl
gelindi, bu olayı meydana getiren etkenler nelerdi? 

Geriye doğru dönüp, bu feci olayın tarih süreci içersindeki oluşum
safhalarını görmek lazımdır. Bunun için de Kureyş kabilesi ve bu
kabileyi temsil eden Haşim Oğulları ile Ümeyye Oğullarını tanımamız
gerekmektedir. 

Zira bu iki kabile arasındaki akrabalık derecesi ve aralarındaki husumetin nedenlerinin neler olduğunu bilmeden 
KerbelaFaciasını yeterince anlayabilmek mümkün değildir. 

Konuya, 
Hz.Muhammed'in
soyunun geldiği İbrahim Peygamber ve onun oğlu İsmail Peygamber ile
başlayalım. Bilindiği gibi, İbrahim Peygamber, oğlu İsmail ile birlikte
Kâbe'yi inşa etti. Hz. İbrahim, burada dinini yaymaya çalıştı. Daha
sonra da oğlu İsmail bu görevi sürdürdü.

Hz. İsmail, Cürhüm kabilesinden evlendiği kızlarla, neslini çoğalttı.
İşte yüzyıllar sonra İslam dinini ve Müslümanlığı tebliğle
görevlendirilecek olan Hz. Muhammed'in soyu olan Kureyş kabilesi de İsmail Peygamber'in evlendiği Cürhüm kabilesinden gelmektedir. 

Kâbe'den dolayı Mekke şehri kutsallık kazandı ve günden güne önemi
arttı. Böylece Hz. İsmail'in soyundan gelen Kureyşliler, Mekke ve
Kabe'ye egemen oldukları için Arap yarımadasının değişmez hakimi
durumuna geldiler.

Bu arada Mekke yönetimini elinde bulunduran Huzaelilerin başkanı
Huleyl, kızı Hubbey'i, Kureyş kabilesinin başkanı Kusay (Zeyd) ile
evlendirdi. Huzaelilerin başkanı Huleyl ölünce de Mekke'nin ve Kâbe'nin
yönetimi Kusay'ın karısına kaldı ve böylece Mekke'nin ve Kâbe'nin
yönetimi , Kureyş kabilesinin başkanı Kusay'ın eline geçmiş oldu.
Kusay, Kabe'yi yeniden onardı ve pek çok yenilikler yaptı. Kusay'ın
ölümünden sonra Mekke'nin ve Kâbe'nin yönetimi, Kusay'ın büyük oğlu
Abdüddar'a geçti. 

Abdüddar'ın ölümünden sonra ise Kureyş kabilesinin başına Abdülmenaf
geçti. Abülmenaf'ın tek batında doğan iki oğlu vardı ve bunlardan
birinin adı Haşim (Amr), diğerinin adı Abdüşşems idi. 

Abdülmenaf, Kâbe'nin yönetimini iki oğlu arasında bölüştürdü. Hacılara
su dağıtımı (sikaye) ile yiyecek dağıtımı (rifade) görevleri,
Abdümenaf'ın oğlu Haşim'e (Amr) verildi. Diğer görevler ise
Abdülmenaf'ın diğer oğlu Abdûşşems'te kaldı. Ancak, bir müddet sonra
Abdûşems'in oğlu Ümeyye, kendi yönetimlerindeki görevlerin gelirleriyle
yetinmeyip, amcası Haşim'in gelirlerinden de pay almak için harekete
geçti. Kâbe'nin en önemli görevlerinin, amcası Haşim'in elinde
bulunmasını bir türlü sindiremiyor, sürekli kavga çıkarıyordu. 

Bu kavganın nedenleri arasında Kâbe'nin öneminden dolayı Mekke'nin
günden güne gelişerek, Arap Yarımadası'nın en önemli ticaret
merkezlerinden biri durumuna gelmiş olması da yer almaktadır. Mekke'nin
ve Kâbe'nin bu özelliklerinden dolayı Ümeyye, amcası Haşim'i bir türlü
rahat bırakmıyordu.

En sonunda Haşim ile Ümeyye, mahkemelik oldular. Davayı kaybeden
Ümeyye, on yıl müddetle Mekke'den Şam'a sürgüne gönderildi. Bir müddet
sonra Haşim öldü. Onun ölümünden sonra cezası sona ermiş olan Ümeyye de
Mekke'ye döndü. Fakat kısa bir süre sonra o da ölünce Kâbe'nin
yönetimi, Haşim'in kardeşi Muttalib'in eline geçti. 

Diğer tarafta Haşim'in daha önce Medine'de evlendiği eşinden Şeybe
adında bir oğlu vardı. Bu çocuk büyümüş, delikanlı olmuştu. Muttalib,
Kâbe'nin yönetimini eline alınca, Medine'ye gidip Haşim'in oğlu
Şeybe'yi Mekke'ye getirdi ve Kâbe'nin yönetimine ortak etti. Muttalib,
yeğeni Şeybe'yi Medine'den Mekke'ye getirirken devesinin arkasına
bindirmişti. Halk, Şeybe'yi Muttalib'in kölesi sanmış ve ona
Muttalib'in kölesi anlamına gelen "Abdulmuttalib" demişti. Daha sonra
Şeybe adı unutulmuş, Abdulmuttalib adı halk arasına yerleşmişti.
Abdulmenaf'tan sonra kabile "Haşimiler" ve "Ümeyye" oğulları (Emeviler)
olarak ikiye ayrıldı.

Haşimoğulları Abdümenaf, Haşim (Amr), Muttalib, Abdulmuttalib (Şeybe),
Abdulmuttalib'in oğulları, Abdullah ve Ebu Talip'tir. Abdullah'ın oğlu 
Hz.Muhammed, Ebu Talib'in oğlu ise Hz.Ali'dir.

Ümeyye oğulları Abdülmenaf, Abdüşşems, Ümeyye, Harb, Sahar (Ebû-Süfyan), Muaviye ve Yezid'dir.

Özetleyecek olursak, önceleri Haşim ile Ümeyye arasında başlayan bu mücadele, âlemlere rahmet olarak gönderilen 
Hz.Muhammed 'in Haşimi soyundan gelmiş olmasıyla birlikte bir kat daha arttı. Ümeyye oğullarını çileden çıkaran en büyük sebep de bu oldu. 
Görüleceği üzere, İslamlık öncesi Kâbe ve Mekke'nin yönetimiyle
başlayan bu iki kabilenin düşmanlıkları, daha sonra Hz.Muhammed ile
onun karşıtları olan Ebu Cehil, Ebu Leheb ve Ebu Süfyan arasında devam
etti.

Haber: 
HAZIRLAYAN: MUSTAFA CEMİL KILIÇ 

_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                   
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

semah Geri: Kerbela faciası

Mesaj tarafından Admin Bir Çarş. Mayıs 28, 2014 9:55 am

'En Yüce Dosta...! - YAZI DİZİSİ


Hz. Muhammed: Ali'nin kanı kanımdandır, canı canımdandır, teni
tenimdendir, ruhu ruhumdandır, Ali ile biz bir nurun ikiye bölünmüş
parçalarıyız.
  KERBELA FACİASI (2)

Hz. Muhammed'in Son Sözü: " En Yüce Dosta…!"

Peygamberimiz son haccını yaptıktan iki ay kadar sonra Cennet'ül-baki
adı verilen mezarlığa gitmiş, burada dua etmişti. Ziyaretten bir gün
sonra hastalandı. Hastalığı on üç gün sürdü. 

Bu sürede, kendisini ziyarete gelen Müslümanlara öğütler veriyordu.
Kendisinin bir insan olduğunu, herkes gibi öleceğini anımsatıyor,
ölümünden sonra eski cahiliye adetlerine dönmemeleri konusunda onları
uyarıyordu.
Hz. Muhammed, ölümüne yakın insanları toplayarak şöyle dedi:

"–Ey insanlar, kimin sırtına kamçı vurmuşsam, işte sırtım gelsin vursun
kimin bende alacağı varsa, işte malım gelsin, alsın. Bana en yakın olan
dostum, burada benden hakkını isteyen veya gönül hoşnutluğuyla helal
edendir. Ben Rabbime yüz akıyla kavuşmayı umuyorum."

Sonra şöyle dedi:

"–Allah beni dünya ile kendi katı arasında özgür bıraktı. Bu kul, Allah katında olanı tercih etti."

Hakka yürüyeceği günün sabahı, yüce resul sanki iyileşmişti. Öğleye
doğru ateşi tekrar yükseldi. Ateşini düşürmek için yanında bulunan
kaptaki suya ellerini daldırıyor, yüzünü, boynunu ıslatıyordu. Bir
taraftan da şöyle diyordu. 

"–La ilahe illallah… Ölümün de şiddetlisi var… Allah'ım günahlarımı bağışla, bana merhamet et, beni yüce dosta kavuştur." 

Kızı Fatıma çaresizlik için ağlıyordu. Yüce resul ona:

"–Üzülme kızım, baban bugünden sonra bir daha hiç acı ve üzüntü çekmeyecek" dedi. 

Hz. Muhammed, dilinden La ilah illallah cümlesini düşürmeyerek 13 Rebiulevvel 11 (8 Haziran 632) tarihinde 
Pazartesi günü Hakka yürüdü. Ölmeden önce son sözü, "En Yüce Dosta…!" sözcükleri oldu.

Peygamberimizin kutlu cenazesini, Şah – ı merdan ı Hz. İmam Ali yıkadı.
Cenaze dışarı çıkarılmadı. Önce erkekler, sonra kadınlar
Peygamberimizin cenaze namazını kıldılar. Peygamberimizin naaşı,
bulunduğu yerde bir mezar kazılarak toprağa verildi.


O, iffet timsali Hazreti Fatıma'nın babası, cennet gençlerinin
efendileri olan Hazreti İmam Hasan ve Hazreti İmam Hüseyin'in sevgili
dedeleriydi. 

O, bir yarısı Hazreti İmam Ali olan nurun diğer yarısıydı.

O, Gadirhum'da nurun diğer yarısını Hakkın esinlemesiyle veli ve vasi ilan etmişti.

Ve bu kutlu ilana on binlerce mümin tanıklık etmişti.

Ali Bin Ebi Talip, apaçık bir biçimde Hakk'ın esinlemesiyle veli ve imam tayin edilmiştir.

Alevi inancına göre bu gerçeğe iman, mümin olmanın şartlarındandır. Hz. Ali, veliyyullahtır… 

Hazreti Muhammed, Hazreti Ali için şöyle demiştir:

"Ben kimin efendisi isem, Ali de onun efendisidir.

Ali, bedenimde baş gibidir.

Tahkik, Ali benden sonra velinizdir.

Ya Ali! Sen bana Musa'nın Harun'u gibisin.

Ben uyarıcı, Ali hidayete vesile olucudur.

Ben ve Ali, Allah'ın kulları üzerine, Allah'ın hüccetiyiz.

Ben ilmin şehri, Ali de kapısıdır. İlmi arzu eden kapıya gelsin.

Benden sonra ümmetimin en âlimi, Ali bin Ebi Talip'tir.

Halk içinde Ali, Kur'an içinde "Kul hüvallâhü Süresi" gibidir. 

Allah'ım Ali'yi seveni sen de sev, ona düşman olana sen de düşman ol,
ona yardım edene sen de yardım et, onu hor göreni sen de hor gör. O
nereye yönelirse Hakk'ı onunla beraber kıl.

Ali'nin kanı kanımdandır, canı canımdandır, teni tenimdendir, ruhu
ruhumdandır, Ali ile biz bir nurun ikiye bölünmüş parçalarıyız."

Hazreti Muhammed, Gadirhum hutbesiyle de yetinmeyip Hakka yürümeden evvel müminlere bir vasiyet yazmak istedi.

"Bana bir kağıt, bir kalem getirin size bir vasiyet bırakayım, ta ki benden sonra dalâlete düşmeyesiniz" buyurdu.

Allah'ın Resulü'nün yaşamının sonunda yazmak istediği bu vasiyete,
orada hazır bulunan Hattab oğlu Ömer, "Peygamber sayıklıyor" diyerek
engel oldu. Oysa, âlemlere rahmet olarak gönderilen Allah'ın Resulü,
kendi nefsi ile değil, Tanrı'nın esinlemesiyle ile hareket ederdi.
Çünkü, "Levh-i Mahfuz" O'nun kitabı, kalem-i â'la ise yol göstericisi
idi. Zira, Kur'an'da: " (Muhammed) sapmadı ve batıla inanmadı o,
arzusuna göre de konuşmaz. O'nun bildirdikleri, vahyedilenden başkası
değildir." denilmektedir. Bu ayetten de anlaşılacağı gibi, Ömer'in
müdahalesi yersiz idi. Çünkü Hz. Muhammed, Tanrı'nın izni olmaksızın
tek söz etmemiştir.

Gerek Gadirhum hutbesi gerekse vasiyet hadisesine karşın peygamberin
Hakka yürümesinin ardından Müslümanlar onun Haktan aldığı istek ve
işaretine uymadılar.

Hazreti Ali'nin hilafet ve imametini kabul etmediler. Hattaboğlu
Ömer'in yönlendirmesiyle Ebu Bekir bir oldu bittiyle Halife seçildi.
Böylece Kerbela Faciasına giden yolun önü açılmış oldu. Bu sırada
Hazreti Ali, yüce resulün cenaze işleriyle meşgul idi.

Halife seçimi İslam'daki ayrılıkların başlangıcı olmuştur. Bu olay
süreç içinde Müslümanlar arasındaki pek çok ihtilafın ana sebebini
teşkil etmiştir. 

Bilindiği gibi, birinci Halife Ebu Bekir, vefatından önce yerine
Hattapoğlu Ömer'i tavsiye etmiş ve vasiyet üzerine ikinci halife olarak
Ömer seçilmiştir. İkinci Halife Ömer de altı kişilik bir şura atamış ve
Hz. Ali'nin ismini ise en sona yazmıştır. Şura ise bir oldu bittiyle 3.
Halife olarak Osman'ı seçmiştir. Eğer Halife Osman'nın ölümü ani
olmasaydı ve vasiyet edecek zamanı bulunsaydı, muhakkak ki o da halife
olarak Muaviye'yi önerecekti. Muaviye'nin Şam'a vali olarak Halife Ömer
tarafından atandığını ve yine onun tarafından korunup kollandığını
anımsamak hem İslam'daki ayrılıkların sbeeplerini anlamak bakımından
hem de Kerbela Faciasını doğuran etkenleri doğru analiz edebilmek
açısından son derece hayati bir noktadır.

Kuşkusuz Hz. Ali, Hz. Peygamber'in gerçek vasisi ve varisidir. Ancak
Hz. Ali, İslam Dininin parçalanmaması ve zarar görmemesi için yapılan
tüm haksızlıklara karşı sabır göstermiştir.

Eğer ki Hazreti Muhammed'in vasiyetine uyulsaydı Kerbela Faciası
yaşanmaz, yüce resulün vasiyeti gereği hilafet ve imamet Müslümanlar
arasında bir tartışma ve ihtilaf sebebi olmazdı. Hazreti İmam Ali ile
birlikte başlayan imamlar nesli Müminlerin önderliğini deruhte eder ve
Müslümanlar bölünüp parçalanmazdı.
[url=http://www.aleviforumlari.com/KERBELA FAC%C4%B0ASI %281%29: MUHARREM AYININ %C3%96NEM%C4%B0]KERBELA FACİASI (1): MUHARREM AYININ ÖNEMİ[/url]


Haber:
 
HAZIRLAYAN: MUSTAFA CEMİL KILIÇ

_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                   
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

semah Geri: Kerbela faciası

Mesaj tarafından Admin Bir Çarş. Mayıs 28, 2014 9:56 am

'Yezit'e biat edersem kafir olurum !' - YAZI DİZİSİ

Hazreti Ali, halife Osman'ın ardından 4 yıl 9 ay süreyle halifelik yapmıştır.
  
Yiğitlerin Şahı olan Hazreti Ali, 598 yılında Mekke'de doğmuştur.
Rivayetlere göre annesi onu Kabe'de doğurmuştur. Ölüm tarihi ise
661'dir. Kureyş kabilesine mensuptur. Babası Ebu Talib, annesi
Fatıma'dır. Hazreti Ali, peygamberimiz Hazreti Muhammed'in amca
oğludur. Kızı Fatıma ile evlenerek damadı olmuştur. Bu evlilikten
Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin dünyaya gelmiştir. Hazreti Fatıma,
Hazreti Ali, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin, Hazreti Muhammed'in
ehlibeytidir. 

Hazreti Ali, İslam'ın kuruluş döneminde Hazreti Muhammed'in yanında
olmuş, yiğitliği ve yürekliliği ile onu korumuştur. Hazreti Ali,
İslam'ı kabul eden ilk erkektir. Çocuk yaşta İslam dinine girerek hiç
günah işlemeden, putperest bir geçmişe sahip olmadan Allah'ın dinine
hizmet etmiştir. Bu özellik onu öbür sahaben / peygamberin
arkadaşlarından ayıran önemli bir unsurdur. Hazreti Ali, Hazreti
Muhammed için ölümü göze almış, Mekke'den Medine'ye göç sırasında
yatağına yatarak peygamberin düşmanlarına karşı kalkan olmuştur. 

Hazreti Ali, halife Osman'ın ardından dört yıl dokuz ay süreyle
halifelik yapmıştır. Bilindiği gibi Hazreti Muhammed'in ölümünün
ardından İslam toplumu arasında halife seçimi noktasında anlaşmazlıklar
yaşanmıştır. Bu anlaşmazlıkların İslam öncesi döneme kadar uzanan
nedenleri bulunmakla birlikte, temel ayrılık Hazreti Muhammed'in
hastalığı sırasında vefatından kısa bir süre önce Müslümanlar için bir
vasiyet yazma isteğinin başta Ömer olmak üzere sahabeden kimilerince
engellendiği, oysa peygamberin Hazreti Ali'yi yerine halife tayin etmek
istediği yolundaki iddialara dayanmaktadır. Alevi ve Şiilere göre zaten
Hazreti Muhammed, Gadirhum'daki söyleviyle Hazreti Ali'yi vasi tayin
etmiştir. Ancak Ebu Bekir, Ömer, Osman vd. kişilerce peygamberin bu
isteği göz ardı edilmiştir. Hazreti Ali, peygamberin cenaze işleriyle
uğraşırken, Ömer'in etkisiyle Ebu Bekir halife seçilmiştir. 

Hazreti Ali, ancak Osman'ın öldürülmesinin ardından halife olabilmiş ve
hilafeti dört yıl dokuz ay kadar sürmüştür. Emevilerin bütün yıkıcı
muhalefetine karşın Hazreti Ali hilafeti sırasında İslami ilkelere
uygun, adil bir yönetim sergilemiş ve İslam toplumunun büyük sevgisini
kazanmıştır. İslam toplumunda ilk bilimsel çalışmalar onun döneminde
başlamıştır. Bu amaçla Hazreti Ali'nin bir bilim bakanlığı kurduğu da
belirtilmektedir. 

Türklerin Hazreti Ali'ye büyük bir sevgi duydukları malumdur. Bu
sevginin oluşumundaki etkenlerden biri olarak da Onun halifeliği
döneminde İslam ordularının Türkistan'daki harekatını durdurmuş, hatta
Horasan'ı tahliye etmiş olması gösterilmektedir. 

Hazreti Ali'nin döneminde yeni hukuki düzenlemelerin yapıldığı, el
kesme cezasının Hazreti Ali tarafından yasaklandığı da
belirtilmektedir. 

İlk İç savaş: Cemel Savaşına Yol Açan Olaylar 

Osman'ın halifeliği sırasında takip ettiği siyaset, valiliklere
akrabalarını tayin etmesi ve onlara aşırı düşkünlüğü, Ali'nin halifeye
karşı tavır takınmasına sebep oldu. Bu dönemde aralarında sert
tartışmalar yaşandı. 
656 yılında Mısır, Basra ve Kufe'den gelen ve Osman'ın halifeliğini
kabul etmeyen isyancılar Medine yakınında "Zi-Huşub" mevkiinde
toplandılar. Şehre girip girmeme konusunda Medinelilerin fikrini almak
üzere elçi gönderdiler. Medineliler isyancıların şehre girişine
taraftardılar ancak Ali isyancılara gelmemelerini söyledi. 

Osman, isyancılara arabulucu olarak Hz. Ali'yi gönderdi. Durumun
düzeltileceğini ve fesadın ortadan kaldırılacağına dair Hz. Ali onlara
halife adına söz vermiş ve isyancılar Mısır'a gitmek üzere yola
çıkmışlardı, fakat yolda rastladıkları bir adamın üzerinde bir mektup
çıktı. Bu mektupta, Mısır'dan Medine'ye gelen isyancıların öldürülmesi
isteniyordu. Bunun üzerine isyancılar geri dönerek mektubu ve içeriğini
Hz. Ali'ye anlattılar. Hz. Ali, Halife Osman'a bu mektuptan bahsetti. O
böyle bir mektuptan haberi olmadığını söyledi. Sonuçta bu mektubu,
Osman'ın kuzeni ve damadı Mervan'ın halife adına yazdığı anlaşıldı. 

Bunun üzerine Hz. Ali, hiçbir şeye karışmayacağını söyleyerek evine
çekildi. Bu sırada asiler, halife Osman'ın evini kuşatarak ya
halifelikten ayrılmasını ya da kendilerine komplo hazırlayan Mervan'ın
kendilerine teslim edilmesini istediler. Halife'nin her iki teklifi de
kabul etmemesi üzerine evini kuşattılar. 

Osman evinin kuşatılmasından Hz. Ali, Talha, Zübeyr ve Ayşe'yi haberdar
etti. İsyancılar kapıdan girerek halife'yi öldüremediler ancak komşu
evlerin damlarından atlayarak Osman'ı öldürmeyi başardılar. 

Osman'ın öldürülmesinden 5 gün sonra Ali, halife seçildi ve Medine
halkı ona mescitte biat etti. Talha ve Zübeyr'in de biat etmesi halk
tarafından çok iyi karşılandı. Çünkü Talha ve Zübeyr, Hz. Ali'nin
haricinde halifeliğin en güçlü adaylarındandı. Diğer şehirlerden
temsilciler de Medine'ye gelerek biatlarını yaptılar ve böylece
Müslümanların çoğu Ali'nin halifeliğini kabul etmiş oldu. 

Halife Osman'ın öldürülmesi ve yerine Hz. Ali'nin halife seçilmesi ile
birlikte Emevi-Haşimi mücadelesi yeni bir boyut kazandı. Şam Valisi
Muaviye, öldürülen akrabası halife Osman'ın kanını Ali'den talep ederek
onun ölümünden Hz. Ali'yi sorumlu tuttu. 

Hz. Ali halife seçildiğinde ilk iş olarak Osman zamanında atanmış olan
valileri görevden aldı. Görevden alınan ve çoğu Emevi sülalesinden olan
valiler, yeni halifeye tepkilerini gösterdiler.Bunun üzerine Şam Valisi
Muaviye isyan bayrağını açtı. Öldürülen halifenin kanlı gömleğini Şam
halkını galeyana getirmek için camide sergiledi. Mısır Valisi
görevinden ayrılarak Muaviye'nin yanına Şam'a gitti. Yemen ve Basra
valileri, görevlerinden ayrılarak Osman'ın kanını talep etmek üzere
Mekke'de bir araya gelen Ayşe, Talha ve Zübeyr'e katıldılar. 

Ayşe, Osman'a karşı kalkışma başlayınca hac için Mekke'ye gitmişti.
Katilleri yakalamakta yavaş davrandığı gerekçesiyle Hz. Ali'ye karşı
oldu ve kan davası gütmeye başladı. Talha ve Zübeyri de yanına aldı ve
Hz. Ali'nin halifeliğine fazla memnun olmayan Basra şehrine gittiler.
Basra'da kendilerini destekleyecek insanları bulacaklarına
inanıyorlardı. 

Ayşe, Osman'ın öldürülmesinden önce, "O (Osman) kitabın hükmünü
çiğnemiştir." derken, Osman'ın öldürülüp yerine Hz. Ali'nin seçildiğini
duyunca "Mazlum olarak öldürülmüştür", dedi. Bunun nedeni olarak
Ayşe'nin "ifk hadisesi" dolayısıyla Hz. Ali'ye kin duymuş olabileceği
düşünülmektedir. 

Talha ve Zübeyr ise Osman hayatta iken onu eleştirmişler ve aleyhinde
bulunmuşlardı. Bunlar başlangıçta Hz. Ali'ye biat etmişler fakat
umdukları valilik taleplerine olumlu yanıt alamayınca ona karşı tavır
almışlardı. 

Basra Valisi Abdullah ile Talha ve Zübeyr'in Mekke'ye gidip hac
dolayısıyla burada bulunan Ayşe'ye katılmaları ve Osman'ın kanını talep
etmek üzere bir araya gelmeleri, Emevioğulları için bulunmaz bir
fırsattı. 

Bu arada Hz. Ali, kendisine ilk tepki Muaviye'den geldiği için ona
karşı savaş hazırlığı yapıyordu. Fakat Ayşe ve diğerlerinin Basra'ya
gittiklerini haber alınca, onların Basra'ya girmelerine engel olmak
için hemen harekete geçti. Fakat geç kalmıştı ve Basralılar Ayşe'nin
yanında yer aldılar. 

Kasım 656'da meydana gelen Cemel Savaşı'nda Ayşe ordusunun mağlubiyeti,
bu savaşa katılan Ümeyye oğulları kanadının da mağlubiyeti oldu. Bu
savaşta Talha ve Zübeyr öldürüldü. Hz. Ali, Ayşe'yi Medine'ye gönderdi.


Muaviye, Cemel Savaşı'na katılmadı ancak buna seyirci olmakla kalmadı.
Savaştan önce Hz. Ali'ye karşı ayaklanmaları için Talha ve Zübeyr'e
mektuplar yazmıştı. 

Cemel Savaşı İslam tarihindeki ilk iç savaştır. Savşı her ne kadar Ali
yanlıları kazansa da bu savaş 24 yıl sonra yaşanacak olan büyük Kerbela
Faciasının da habercisidir. Zira bu savaş Hazreti Muhammed'den sonra
ehlibeytin il kez iktidara gelişine karşı gösterilen büyük öfkenin
patlamasıdır. Bu öfke aslında Emevilerin Haşimilere karşı duydukları
tarihsel kinin de uzantısıdır. 

Hz. Ali'nin hilafetine karşı yükselen öfke ehlibeyt karşıtlığından
beslenerek 24 yıl sonra Kerbela'da doruğa çıkacak ve peygamberimizin
torunu Hz. Hüseyin'in mübarek başının kesilmesiyle facia boyutuna
ulaşacaktır.



_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                   
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

semah Geri: Kerbela faciası

Mesaj tarafından Admin Bir Çarş. Mayıs 28, 2014 9:57 am

Hz. Ali: 'Ben Konuşan Kur'an'ım…!' - YAZI DİZİSİ


Muaviye Seksen beş bin kişilik bir ordu hazırladı ve Sıffın'a doğru
yola çıktı. Hz. Ali ise Doksan bin kişilik bir ordu ile Sıffın'a
yöneldi. İki ordu M. 657 yılında karşı karşıya geldi.   KERBALA FACİASI – 4


Sıffın savaşı her ne kadar Hazreti Ali ile Muaviye bin Ebi Süfyan
yanlıları arasında cereyan eden bir savaş olsa da gerçekte Emevi –
Haşimi mücadelesinin kanlı bir aşamasından ibarettir.


Haşimiler, ehlibeyt yolunda Muhammedi İslam'ın temsilcileri idiler.
Emeviler ise, Hz. Muahmmed'e ve onun ehlibeytine karşı düşmanca ve
kindar bir tutum içindeydiler. Gerçek şu ki, Emevi önderlerinin pek
çoğu İslam'a gönülsüz ve mecburen katılmışlardır. Nitekim Muaviye'nin
babası olan Ebu Süfyan Mekke'nin fethi sırasında başka bir çaresi
kalmadığı için İslam'a girmiştir. Oğlu Muaviye'nin de benzer bir tutum
içinde olduğu hem Şam valiliği süresince yaptıklarından hem de Hazreti
Ali'nin hilfetine karşı isyan bayrağını açmasından anlaşılmaktadır.


Emevi soyundan olan Halife Osman'ın öldürülmesinin suçunu ehlibeyte
yükleyecek kadar düşmanca bir tavır sergileyen Muaviye, Şam halkını ve
yandaşlarını Hazreti Ali'ye karşı kışkırtmak için Osman'nın kanlı
gömleğini ve karısını kesilen parmaklarını Şam'da caminin minberine
astırdı. Camilerde ehlibeyte ve Alevilere karşı intikam nidaları
atılıyordu. Böylece camiye gelen Şam halkı ehlibeyte ve Hz. Ali'ye düşman oldular. Osman'ın öldürülmesinden Hz. Ali'yi
ve Alevileri sorumlu tuttular. Oysa asıl suç ilk halifenin seçiminde
peygamberin vasiyetine uymayanlardaydı. O vasiyete uyulsaydı bunların
hiçbiri belki de yaşanmayacaktı.


Camilerde toplanan Muaviye yandaşları ve askerler Osman'ın intikamını
alıncaya kadar yataklarında uyumayacaklarına ve yıkanmayacaklarına dair
yemin ediyorlardı.


Sonunda Muaviye Seksen beş bin kişilik bir ordu hazırladı ve Sıffın'a doğru yola çıktı. Hz. Ali ise Doksan bin kişilik bir ordu ile Sııfın'a yöneldi.


İki ordu M. 657 yılında karşı karşıya geldi. Muaviye'nin ordusu Fırat
ırmağı ile arasında Hazreti Ali'nin ordusu olduğu için ilk geceyi susuz
geçirdi. Bunun üzerine Muaviye Hazreti Ali'ye elçi göndererek ırmaktan
su almalarına izin vermelerini istedi. Hazreti Ali, kendisine karşı
isyan eden bu ordunun susuz kalmasına razı olmadı ve nehirden su
almalarına izin verdi. Ne hazin ki Hazreti Ali'nin gösterdiği bu
yüceliği Muaviye'nin oğlunun askerleri Kerbela'da Hazreti Hüseyin'e karşı göstermeyeceklerdi. Günlerce susuz bırakarak ona işkence etmeyi mübah sayacaklardı.


İki ordu bazı ufak çarpışmalara girişti. Fakat gönderile karşılıklı
ewlçiler yoluyla H. 37 sensi Muharrem ayının sonuna kadar ateşkes ilan
ettiler.


Safer ayının ilk günü savaş yeniden başladı. İlk yedi gün iki ordunun
birer komutanının karşılıklı mübarezeleri ile geçti. Sonra Hz. Ali toplu saldırı emri verdi. Savaş birkaç gün olanca şiddetiyle devam etti. Ammar bin Yasir'in şehit edilmesine çok üzülen Hz. Ali'nin
şiddetli saldırısı ile Muaviye'nin ordusu dağılma noktasına geldi.
Savaş tam kazanılmak üzereydi ki Muaviye'nin komutanlarından Amr Bin El
– As, askerlere mızraklarının uçlarına Kuran sayfaları takmalarını
istedi. Böylece, "bize saldıran Kuran'a saldırmış olur " fikrini Hz. Ali'nin ordusu arasında yaydılar. Bu şekilde Kur'an, ehlibeyt ve Hz. Ali
düşmanlığının bir simgesi haline getirilmek istendi. Bu olay kutsal
kitabımız Kur'an'ın siyasete ve ehlibeyt düşmanlığına alet edilmesinin
ilk örneği olarak tarihe geçti.


Başvurulan bu hile etkili oldu ve Hazreti Ali'nin askerlerinin bir
kısmı savaşmaktan vazgeçti. Hazreti Ali bunun bir hile olduğunu
anlatmak istedi. " Ben konuşan Kur'an'ım, bana uyun" dese de ona
uymaktan vazgeçtiler. Böylece Muaviye mutlak bir yenilgiden kurtulmuş
oldu. Hazreti Ali'nin ordusunu terk edenler de İslam'da üçüncü bir
hizbi oluşturdular: Hariciler…


Muaviye ve Hazreti Ali yanlıları arasında Kur'an'a uygun bir hüküm
vermeleri için birer hakem atandı. Hazreti Ali ve yanlıları bunu kabul
etmek zorunda kaldılar. Oysa hüküm çoktan belliydi. Peygamberin
Gadirhum hutbesi ve yazdırmak istediği vasiyete rağmen Kur'an'a uygun
hüküm aramaya çalışmak ehlibeyt ve Alevi düşmanlığının büründüğü yeni
bir kılıktan başka bir şey değildi.




Hakemler, aralarında geçen konuşma ve tartışmaları yazıya geçirdiler.
Herhangi bir konuda ittifak ettiklerinde bu durumu hemen kaydettiler.
Amr, hazırlanan metinde Ebu Musa'nın adının öne yazılmasını istedi. O,
görüşmenin başlangıcında maktül halifenin Müslümanların icmaıyla
seçildiğini, onun mazlum olarak öldürüldüğünü, mazlumun velisine Allah
tarafından onun hakkını alma yetkisinin verildiğini Ebu Musa'ya kabul
ettirdi ve bu yazıya geçirildi. Amr, bu ön kabullerden yola çıkarak,
maktül halife için Muaviye'den daha lâyık birinin olmadığını ve
Muaviye'nin de katilleri isteme hakkının olduğunu söyleyip "Ben,
Ali'nin Osman'ın katili olduğuna dair, delil getiririm." dedi. Ebu Musa
ise kendilerinin bunun için bir araya gelmediklerini, ümmetin işini
ıslah edecek kararlar vermeleri gerektiğini söyledi. Amr, bunun nasıl
olacağını sorunca, Ebu Musa, Iraklıların Muaviye'yi, Şam halkının da
Ali'yi sevmediklerini ileri sürerek, iksini de azledip hilafete
Abdullah b. Ömer'i getirmeyi teklif etti. Amr, bu teklife karşı Sa'd b.
Ebî Vakkas'ı önerdi, bunu da Ebu Musa kabul etmedi ve İbn Ömer'de ısrar
etti. Bunun üzerine Amr, Müslümanların iyilik ve hayrını İbn Ömer'in
hilafete getirilmesinde görüyorsa kalkıp Ali ve Muaviye'yi azlederek
istediği adamın adını ilan etmesini söyledi. Ebu Musa kalktı ve
"İnsanların barışa kavuşması ve akan kanın durmasına matuf olarak, Ali
ve Muaviye'nin azline karar verdik, ben şu sarığı çıkardığım gibi,
Ali'yi azlettim. Onun yerine seçtiğim kişi Abdullah b. Ömer'dir." dedi.
Daha sonra Amr ayağa kalktı ve "Ebu Musa, Ali'yi azledip yerine
başkasını koydu. Ben de onunla birlikte Ali'yi azlediyorum. Kendi
üzerime ve sizin üzerinize Muaviye'yi tayin ediyorum. Bey'atımız
Osman'ın kanını istediği için onadır." dedi. Ebu Musa, bu sözlere
itiraz etti. Amr'ın yalan söylediğini kendilerinin Muaviye'yi halife
yapmadıklarını ileri sürdü.


Ne var ki artık olan olmuştu. Fitne iyice büyümüş, ehlibeyt düşmanlığı Kerbela faciasına giden yolda yeni bir aşamaya daha gelmişti.
Hakem olayı, Sıffin savaşında olduğu gibi yine Muaviye ve Amr
ikilisinin istediği gibi sonuçlandı. Bu savaşta hezimete uğramak üzere
olan Muaviye yanlıları, bu olay yoluyla Ali yanlıları ile eşit hale
gelmiş, Muaviye tarafından ikide bir ileri sürülen Osman'ın kanı
meselesi resmiyet kazanmış, savaştan önce halifeye âsi bir vali olan
Muaviye de yine Hz. Ali'ye denk bir adam konumuna çıkarılmıştı. Bu arada Amr, bir bakıma geleceği çizen adam oldu. Zira bu olaydan sonra Hz. Ali'nin hükümeti zaafa ve kaybetmeye, Muaviye'ninki ise güçlenmeye ve yükselmeye başladı.


Muaviye'nin zulmü hızla yayılıyor ve Müslümanlar zalim Muaviye'nin
saltanatına doğru sürükleniyorlardı. Her geçen gün gerçek müminler ve
Aleviler için zulüm ve acı dolu bir geleceği haber veriyordu.

_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                   
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

semah Geri: Kerbela faciası

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz